Tel : 0 535 552 4557

psikolog21@gmail.com

Çalışma Saatleri : 09:00-18:00

Makaleler

18.07.2018

Ekleyen :Sadık SUN

 
Grup Terapisi

Grup Terapisinin Temel İlkeleri ve Kavramları
Grubun oluşturulması, bir araya getirilmesi ve sürdürülmesinden, hastaların grubun işe yaradığına ve fayda göreceklerine inanmalarını sağlamakta geneldegrup lideri sorumludur (Yalom, 2002).

Grup Bağlılığı

Gruptaki üyelerin gruba devam etmelerini ve grupta kalmalarını sağlayan çekici güç olarak da söylenebilir. Bu durumun oluşması gruptaki üyelerin grup ortamını sıcak, güvenilir, rahat, kendilerini değerli ve anlaşılır hissettikleri, koşulsuz kabul ve destek gördükleri bir yer olarak görmeleriyle mümkün olmaktadır (Yalom, 2002).

Grup psikoterapilerinde bir süre sonra grup bağlılığı denilen kavram ortaya çıkmaktadır. Bağlılık; kişinin hissettiği sıcaklık, rahatlık, güven, destek, değerlilik ve koşulsuz kabul duygularıyla birlikte kişinin gruba ait olduğunu hissetmesidir (Yalom, 2002).Yapılan araştırmalar psikiyatrik hastaların çoğunluğunun çocukluk dönemlerinde akranları tarafından kabul görmediğinin ve bu sebeple bile içinde bulunduğu grubun kendisini kabul görmesinin psikolojik açıdan birçok faydasının olduğu (gruba ait olma ihtiyacının karşılanması) kesindir.

Şimdi ve Burada Çalışmak

Terapistin ilk ve temel görevlerinden biri grup üyelerini şimdi ve burada üzerine odaklamaktır. Şimdi ve burada ile anlatılmak istenen terapistin grup üyelerinin konuyla ilgili olmayan tartışmalarından onları çekip çıkararak bunun yerine grup üyelerinin enerjilerini birbirleriyle ilgili hissettikleri, kendi aralarındaki ilişkiye ve birbirleriyle ilgili yaptıkları yorumlara çekmeye çalışır (Yalom, 2002). Normal şartlarda bireylerin bir başkasının davranışları ile ilgili yorum yapmaya çalışması ters tepebilir ve her bireyin dilediği takdirde diğerinin davranışını rahatça eleştirmesi toplumsal bir kargaşa ortaya çıkartabilir. İlişki çok yakın olmadıkça hatta bazen yakın olsa bile bunu yapacak olmamız sonuçlarını baz alarak bizde kaygı ve tehlike uyandırır.  İşte bu açıdan grup terapisi ortamında bu özgürlüğün terapist kontrolünde ve güvenli bir ortamda gerçekleşiyor olması kişinin kendisine farkındalık kazandırtıp değişmesini sağlayabilmektedir (Yalom, 2002).

Aktarım ve Karşıaktarım

Aktarım kavramı ilk Freud ile ortaya atılmıştır. İlk söz edildiğinde terapinin gidişatını olumsuz anlamda etkileyen bir kavram olarak söz ettiği aktarımdan daha sonrasında eğer etkili bir şekilde kullanılırsa terapinin gidişatını olumlu anlamda etkileyen eski dürtülerin yeni bir hal alarak tekrardan ortaya çıkması olarak açıkladığı bir kavrama dönüşmüştür (Yalom, 2002). Freud, grup liderlerini grup üyelerinin aşırı derecede güçlü gördüklerini ve atfettikleri değerin geçmişlerinde hayatlarına girmiş ve belli bir tecrübe yaşamış kişilerin yansımalarını taşımış olduklarını ifade etmiştir. Bu sadece grup üyelerinin grup liderine olmakla kalmayıp grup üyelerinin birbirlerine ve grup liderinin grup üyeleriyle yaşayabileceği bir dinamik süreç olabilmektedir (Yalom, 2002).

 

Grup Üyelerinin Seçimi

Grup terapisinin istenilen şekilde işlemesi gruptaki bireylerin doğru seçilmiş olmasına bağlıdır. Aksi durumda fayda görmeleri mümkün değildir. İyi ve yerinde seçilmiş adaylarla yapılan grup terapisinin bireysel terapi kadar etkili olduğu kanıtlanmıştır (Yalom, 2002). Her ne kadar adayların seçilmesiyle grup terapinin oluştuğunu söylesek de aslında uygun olmayan adayların elenmesiyle uygun olan adaylar seçilir denilse daha doğru olacaktır (Yalom, 2002). En uygun adayın grup terapisine katılmayı içtenlikle isteyen, sorunlarının farkında olan ve sorumluluk alabilen aday olduğu, zorlamayla başkasının isteğiyle gelmiş bir adayın uygun bir aday olmayacağı yönündedir(Yalom, 2002). Terapistin hastayı seçerken hastaya karşı olumlu duygular beslemesi, hastaya karşı derin bir öfke ve nefret barındırması halinde hastayı başka bir yere yönlendirmesi hastanın grubun bütünlüğünü bozacak bir aykırılığa sahip olmaması (Yalom, 2002).

Grup Terapisinin Grup Üyelerine Sunduğu Katkılardan Bazıları

  • Birçok hastanın yaşadıklarının sadece kendi başına geldiğini ve çektiği ızdırabın sadece kendisine has olduğunu ve diğer insanların yaşadıklarına benzer bir durumu yaşamamış olduklarına dair bir inanç geliştirdiği bilinmektedir. Grup terapisinde aynı sıkıntıların yada benzer sıkıntıların bir başkası tarafından da yaşandığının görülmesinin kişinin kendisinde yaşadığı sıkıntıların sadece kendi başına gelmediği, tek olmadığı ve zavallı olmadığı gibi hislerin kendisinde ortaya çıkmasını sağlayabilmektedir. Bu grup terapisinin evrensellik ilkesiyle örtüşmektedir (Yalom, 2002).
  • Terapiye başlayan hastaların bir başkasına olumlu olarak sunabilecekleri hiçbir şeylerinin olmadıklarını (kendisine faydası olmayanın bir başkasına faydası olmaz) düşünürlerken girdikleri grup terapisi ortamında şaşkınlıkla da olsa aslında sürecin işlemesiyle durumun öyle olmadığını ve bir başkasına katkı (öneri sunma, dinleme..) anlamında sunabileceklerinin olduğunu görmeleri (özgecilik) kendilerinde de pozitif bir etki yaratarak daha hızlı toparlanmalarını sağlayabilmektedir (Yalom, 2002). Bir başkasına yardımcı olabilmenin verdiği haz duygusu kişinin yaşamına anlam ve amaç duygusu katarak kişinin kendisiyle ilgili kurduğu umutsuzluk duygularının ortadan kalkmasına ve varsa ölüm düşüncelerinin minimum seviyeye inmesini sağlayabilmektedir (Yalom, 2002). WardenDuffy’nin dediği gibi bir kişiye yardımcı olmanın en iyi yolunun onun size yardımcı olmasına izin vermek veya Nitche’nin“yaşamak için bir nedeni olan kişinin her türlü nasıla dayanabileceği” şeklindeki sözleri bu durumu aslında özetlemektedir (Yalom, 2002).
  • Kendisiyle benzer rahatsızlığı bulunan grup üyelerinin kendilerini moral bozukluğu içerisinde hapsetmek yerine iyileşmek için gayret göstermelerine ve toparlanmaya çalışmalarına şahitlik etmenin kişinin de gayret gösteren kişiyi örnek alarak umutlanıp kendisinin de toparlanmasına vesile olabilmektedir. (Yalom, 2002).
  • Terapi grubu birçok yönden ailede yaşanılan yada yaşadığımız iç dinamiklerimizi (kardeş kıskançlığı, ebeveyne yönelik tutumlarımızı vb.) yansıtabilmesini, grup üyesinin kendi ailesinde ilk yaşama ait anılarının yeniden yaşantılanmasını, sahneye koyulmasını ve akabinde başarılı olunması halinde onarabilmesinin yanı sıra sosyal ortamlarda yaşanılan bazı sıkıntılarımıza da ayna tutabilmektedir. Kişi sosyal ortamlarda dışlandığını söylüyor ve sebebini bilmiyorsa aynı davranış ve tutumlarını farkında olmadan grup ortamında da sergileyeceği için grubun açık bir şekilde kendisine yönelik yaptığı yorumlar ve geri bildirimlerle bu durumunun farkına varabilmektedir (Yalom, 2002).
  • Travma yada kendisi için sarsıcı ve üzüntü verici olayları yaşayan kişiler için tedaviye yönelik yapılanlardan biri travmaya maruz kalmış bireyi güven verici bir ortamda aynı rahatsız edici duyguyu tekrardan yaşamasını sağlayarak iyileşmesi sağlanabilir. Grup ortamı güven verici bir hal almış ise o kişinin kendisiyle ilgili anlattığı duygusal zedeleyici anılar grup ortamı içerisinde katarsis/iç dökme yoluyla ruhsal manada iyileşmeye başlamaktadır (Yalom, 2002).

Grup Terapisi Sürecinde Zorlayan Katılımcılar/Hastalar

Amerikan psikiyatri derneğinin grup terapistleri üzerinde yaptığı üstesinden gelinmesi en zor durumun ne olduğuna dair bir araştırmanın sonucuna göre terapistlerin büyük bir çoğunluğunun zor hastalarla çalışmak şeklinde verdikleri cevabın ağır bastığı görülmüştür. Yalom’a göre zor katılımcılar Tekelci, sessiz, psikotik, sıkıcı, yardımı reddeden ve Karakterolojik Olarak Zor olan hastalardır (Yalom, 2002).

Sesiz hasta;Tekelci hastaların hemen hemen zıt karakterli olanlarıdır. Genelde hiç konuşmazlar (Hiç konuşmamaları terapiden fayda görmedikleri anlamına her zaman için gelmemektedir nadirde olsa görmektedirler). Bu hastalar kendini açma korkusu, herhangi bir üye yada üyelerin varlığının kendisini tedirgin etmesi, konuşarak kendilerini küçük düşürme, grup üyelerini cezalandırma ve ilgi çekmek gibi sebeplerden dolayı sessiz kalabilmektedirler (Yalom, 2002).

Tekelci Hasta; çoğu zaman yaptığı yorumlarla yada konuşmalarla dikkatleri sürekli kendi üzerine çeken hastadır. Sessiz olmayı pek başaramayan yada sessiz olduklarında gergin bir duruş sergileyen. Birinin söz hakkını yaptığı hal ve hareketlerle engelleyip kendisini ön plana getiren hastalardır (sf. 466).

Sıkıcı Hastalar; Terk edilmekten ve reddedilmekten korktukları için haklarını savunamadıkları gibi hassastırlar. Bu konuda atacakları bir adımın kendilerini tehlikeye sokabileceğini düşünürler. Sürekli reddedildiklerini ve dışlandıklarını düşünürler. Konuşacak bir şeylerinin olmadığı ve konuşulanların ilgilerini çekmediklerini düşündürtürler.

Yardımı Reddeden Yakınmacı;  Bir taraftan yardıma ihtiyacı olduğunu dile getirirken diğer taraftan kendisine yardım edilmesinin önüne geçmektedir. Gruba getirdiği problemlerin özellikle zor olmasından ve çözülmesinden ziyade çözülmemesinden hoşnut olup bu durumla gurur duymaktadır. Başkalarının dile getirmiş olduğu sıkıntıları küçümseyerek kendi sıkıntılarının onların sıkıntılarından kat be kat üstün olduğu mesajı verir.

Psikotik Hasta;içgörüsü azalmış yada yok olmuş, düşünce ve duygu dünyasında ciddi derecede bozulmaların yaşandığı hastalardır. Normal şartlarda böyle biri grup terapisine alınmaz fakat grup devam ederken belirebilmektedir.

Karakterolojik Olarak Zor Hastalar;şizoid, narsist ve borderline (sınır) denilen hasta gruplarını kapsamaktadır. Bu hastaların erken dönem de ebeveynleriyle ciddi problemler yaşayan incinmeye ve terk edilmeye karşı aşırı derecede hassas bir yapıları vardır.

Terapi Grubunda Çatışma

Hayat görüşlerinin farklı olması, kurallara uyulmaması, güvensizlik, engellenme, kişinin aslında kendisinde var olan (inkâr ettiği) ancak bir başkasına yansıttığı özellikler (yansıtmalı özdeşleşme), bireyin kendisinin yapmak istediği ancak utanç, suçluluk gibi duygulardan dolayı kendisini frenlediği tutum ve davranışlarını rahatlıkla yaşayan başka biriyle karşılaşması, aktarım duyguları, bir başkasına ait olan öfkemizin başka sebeplerle farklı birine yönelmesi (yön değiştirme) gibi sebepler çatışmalara zemin hazırlayabilmektedir (Yalom, 2002).

En az iki kişinin olduğu mikrokozmos gruplarında çatışmanın olabileceği tahmin edilebilmektedir. Çatışma genelde bizde olumsuz ve yıkıcı çağrışımlara yol açmasına rağmen, olumlu anlamda kullanıldığı takdirde çatışmanın kişiyi bir basamak yukarıya taşıyabilme özelliğinin de olduğu bilinmektedir. Grupta da bu durum eğer iyi idare edilirse gelişime ve değişime yol açacak güce sahiptir (Yalom, 2002).Grup üyeleri, birinin diğeriyle nasıl iletişim kuracağını, diğerine nasıl yakınlaşacağını, nasıl destek vereceğini ve yardım edebileceğinin yanı sıra bir diğeriyle kurduğu diyalogda nerede durması gerektiğini, sınırlarının ne olduğunu tarzında birçok insani konuda keşiflerde bulunurlar. Bu durum kişinin ilk etapta acı çekmesine ve umutsuzluğa düşmesine yol açsa da güçlenmesini sağlamaktadır(Yalom, 2002).

Grup terapisi üyelerinin belli bir zaman sonra yapmacık davranışlar göstermekten vazgeçip doğal hallerini sergilemeye başlarlar buda onları artıları ve eksileriyle gün yüzüne çıkardığı için tutum ve davranışlarının diğer grup bireyleri tarafından nasıl algılandığı yapılan dönütlerle net anlaşılacağı için kişinin kendisine çeki düzen verme şansı ortaya çıkmaktadır  (Yalom, 2002). Ayrıca diğer bireylere tutum ve davranışlarıyla küçük grupta ne hissettirdiği kendisine yaşadığı sosyal ortamlarda ki bireylere de aynı duyguları yaşatıyor olabileceğini büyük bir ihtimalle gösterdiğinden (bireylerarası girdi) küçük psikoterapi grubu yaşadığı büyük evrenin mikroskopla (mikrokozmosunun) incelenmesine benzetilebilir.

Grup Sürecini Sonlandırma

Grup terapisi hayatın kendisi gibi bir başlangıç noktası, ortası ve sonu olan bir süreçtir. Sonlandırma terapiyi bütünleyen ve eğer uygun bir şekilde gerçekleştirilirse değişim anlamında ciddi katkıları olan bir öğedir. Kişinin terk edilmeye karşı hassas olması sebebiyle iyileşmeye direnç göstermesi (eğer iyileşirsem gruptan ayrılmak zorunda kalırım düşüncesi), grubu sosyal bir aktivite olarak görmek, terapistin grup üyesinin sunduğu katkıdan dolayı bırakmasına dolaylı olarak mani olması gibi sebepler sonlanmanın gecikmesine yada bireyin ısrarla devam etmek istemesine yol açabilir (Yalom, 2002).

Terapistin Kendini Açması

Nasıl ki danışanın kendini açması, grup terapisinin en önemli etmenlerinden birisi ise terapistin de kendini açması o derece önemlidir. Grup üyesinin  kendisini açması utanç yada kabullenilmeme gibi korkulardan dolayı kaygı barındırsa da uygun bir zamanda gerçekleşmiş ise kişinin yaşadığı fakat anlamlandıramadığı ilişkilerinin açıklığa kavuşması, anlamlandırılması ve tedavisinin hızlanması için gereklidir. Çünkü kişi açığa vurmak istediği şeyleri yıllarca içinde yük olarak taşımış ve artık taşımakta zorlandığı için kendisini açığa vurarak anlaşılmak kabul edilmek istemektedir (Yalom, 2002). Terapistin kendisini ya da diğer üyelerin kendilerini açmalarıylagrup üyeleri, birinin diğeriyle nasıl iletişim kuracağını, diğerine nasıl yakınlaşacağını, nasıl destek vereceğini ve yardım edebileceğinin yanı sıra bir diğeriyle kurduğu diyalogda nerede durması gerektiğini, sınırlarının ne olduğunu tarzında birçok insani konuda keşiflerde bulunurlar. Bu durum kişinin ilk etapta acı çekmesine ve umutsuzluğa düşmesine yol açsa da güçlenmesini sağlamaktadır (Yalom, 2002).

 

Terapist zaman zaman yaptığı yorumlar ve özetler ile gruptaki ortamda hissetiklerini (şaşkınlık, kızgınlık, mutluluk ve cesaret gibi..)ve analizlerinin büyük bir bölümünü şimdi ve burada ilkesini de kullanarak açığa vurması şeklinde ifade edilebilmektedir (Yalom, 2002).

Fenomenoloji İle Çalışma

Grup seansının kendisi laboratuar ortamına benzemekte ve aslında bir araştırma yapılmaktadır. Burada yapılan araştırma cansız varlıklar üzerinde yapılanlar kadar kolay değildir. Çünkü insanlar birbirlerine benzer özellikler gösterdikleri gibi birbirlerine benzemeyen ve sürekli değişen dönüşen bir yapıya sahiptirler. Grup seansına katılan bireyler yaşadıkları sorunlara muhtemelen doğru pencereden bakamadıkları için orada bulunmaktadırlar. Grup seanlarında temel amaç danışana/grup üyesine doğru bakış açısını kazandırmaktır (Deurzen veAdams, 2011). İşte tam da bu noktada fenomenolojik yaklaşımın değeri ortaya çıkmaktadır. Fenomonolojik yaklaşım bazı aşamalardan oluşmaktadır.

Dikkat: Anlamak en başta dikkatle başlamaktadır. Bir durumu sanki ilk defa görüyormuşçasına (hayatı keşfeden bir çocuk gibi) fark etmek, izlemek, gözlemlemek ve dinlemek fenomenolojinin başlangıç noktasını oluşturmaktadır.

Epoche: Duyularımızın algıladıklarına yansız, varsayımsız ve ön yargılarımızdan bağımsız olarak bakmayı becerebilmektir. Kendi dünya görüşlerimizi o esnada rafa kaldırmaktır. Duyumlarımızın alanına giren şeyleri tüm çıplaklığıyla yeniden  tanımaya çalışmaktır.

Betimleme: Duyumlarımızın alanına girenleri daha yakından tanımak adına duyumlarımızın dışında olanı da merak etmek anlamaya çalışmak zihnimizde havada asılı kalmayıp ayakları yere basacak şekle sokmaktır. Bu daha çok danışana sorulan sorularla gerçekleşmektedir. Kendi düşüncelerimizden yola çıkmayıp yine karşımızdakinin düşünceleriyle yarım kalmış göremediğimiz kısımları aydınlatmaktır.

Eşitleme: Duyumlarımızın algıladıklarının tamamına eşit derecede önem vermektir. Bizim için önemli gibi görünmeyen bir durum diğeri için önemli olup hayatında büyük bir boşluğu dolduruyor olabileceğini hesaba katarak bir parçasına değil bütününe algılarımızı açık tutmaktır. (eşitlemeyi istisnai olarak danışanın kendisinin bize benim bu parçam diğer parçamdan daha önemli derse bozulabilir ama bu bile değerlendirme süzgecinden geçmeli)

Ufka Yerleştirme: Danışanın hayat görüşünün içinde bulunduğu bağlamla alakadar olup. Bağlamından bağımsız olarak düşünülmemesi gerektiğidir.

Teyit Etme: Danışanın anlattıklarının birkaç seansının yada beklide o güne kadarki toplam seanlarınınaynalamasını yaparak teyit ettirmek. Danışanın hayatının yapboz parçalarından oluştuğunu düşünürsek bu parçaları yan yana getirerek büyük resmi görmenin gerekliliğidi (DeurzenveAdams, 2011).

 

 

REFERANSLAR

1)Deurzen V. E. ve Adams M.Varoluşçu Danışmanlıkta ve Psikoterapide Beceriler.,  Çeviri Editörü: Ferhat Jakİçöz, Pan Yayınları., 2015: 65-81.

2)Yalom, I. (2002). Grup Psikoterapisinin Teori ve Pratiği. İstanbul: Kabalcı